Kırmızı

Paylaş:

Yeni yıl gelse ne olur gelmese ne olur havası esiyor memleketimde…

Eskiden diye başlayan cümleler kurmak belki yaşım itibariyle tuhaf ama eskiden yılbaşı başkaydı minik dünyamda…

Hele de sene 2000, çocuksun tabi o kadar sıfırlı bir yıl hiç görmemişsin bir anda bol sıfırlı bir yıla girmek… 01.01.2000 sabahına dair hatırladığım tek şey dünden bugüne değişen pek de bir şeyin olmamasıydı. Uçan arabalar olur demiyordum belki ama hafif Jetgillerimsi bir şeyler olur sanıyordum.

Hiç çam ağacı süsleme merakım olmamıştı ama Noel Baba’yı beklediğim yıllar oldu sanki.

Yılbaşı akşamı portakal yemek bile başka bir keyifti, kuruyemişlerin içinden antep fıstığını ayırıp fıstık yeme zenginliğine laf yok…

Birinci çinko diye bağırıp uğurlu kart olarak sarı kartı seçmek başka duygulardı, tombala öncesi bakkal amcadan para bozdurmak ilk kumar girişimciliğimizdi.

Komşu teyzelerden gelen mozaik pasta gecenin en güzel yeri olurdu, bol Hindistan cevizli kar yağmış gibi…

Evlerinde muz olan komşularımız da vardı her kapıyı elinde muz ile açan küt kesim saçlar, o zamanların sadece kitlesel varlıklılarının alabildiği marka, hani şu üzerinde maymun amblemli olan yeşil, sarı kırmızı kazaklar…

O zamanlar kanallarda canlı yayınlar yapılırdı. Küçüksün tabi, müzik kültürün Burak Kut’tan ibaret, o nerede sen oradasın,

‘Yaşandı bitti saygısızca aldatmanın tadına varınca…’

Ne güzel şarkılar vardı bizim çocuklukta yahu…

Biraz büyüdük sonra, yine bir şey sanıyorsun yılbaşı akşamlarını; ‘nasıl girersen öyle gider tüm yıl inancı’. Bir süre inandık tabi… Ders çalışarak girmeler, çok sevdiğin arkadaşına çağrı atmalar filan, huzurlu yıllardı; huzurlu.

Ve kırmızı olsun,üç kuruş fazla olsun…

Donun renginden medet uman bir küre düşünün işte, adı dünya! Türkiye’de kırmızıyı Çingeneler ve Kürtler sever. Eee? Bu insanlar hergün giyiyor, ne olacak şimdi? Acaba yılda bir kere giymedikleri için mi başlarına gelmedik kalmıyor?

Neyse, meselemiz yılbaşı. Durup düşünüp yazdığım bir yazı değildir, yanlış anlaşılmasın öyle gelişine olanlardan…

Şimdi sene olmuş 2016… Nasıl gireceğim diye merak eden olursa büyük olasılıkla sert bir kahve çakıp ardından uyurum.

Hadi bir de duamızı edelim, ‘sevgi’olsun be okur…

Amin.