İlk Cümle

Paylaş:

İlk cümleyi yazmakta zorlanıyordu ve bu başına ilk kez gelmiyordu. Yazarımızın içinde yine bir his hâsıl olmuştu; evet, bir “his”.

Bunu “ilham” deyip geçiştirebilirdi ama bu kelime içindeki hissi tanımlamakta pek kifayetsiz kalacağından hiç yeltenmiyordu bile buna. Belki de aslında gayet sıradan bir histi bu. Mesela, ensesinin kaşınması gibi bir şey. Ama o yine de, bu hissin tanımlanamaz bir mefhum olduğu konusunda ısrarlıydı. Muhtemelen; kendisine, farklı bir hususiyet atfetme iptilasına o da düşmüştü ki, zaten daha ilk paragrafta kendisinden “yazar” olarak bahsetmesi bunu apaçık göstermekte.

*** *** ***

Bu hissin pek de yabancısı değildi. Onu yazmaya iten bir his… Ne yazacaktı peki? Öykü, şiir, deneme veya başka bir tür? Önceden karar vermeye gerek yok. İlk cümleyi her neredeyse bir bulup çıkarabilse, gerisini parmakları tamamına erdirirdi ya… Ama neydi o ilk cümle?

Yoksa içindeki his, onu bu kez yazmaya değil de sadece düşünmeye mi teşvik ediyordu? Neyi düşünmeye? Eğer geçmişi düşünecekse; bu, ucu hesaplaşmaya kadar varabilecek tehlikeli bir durum. Hem de cesaret gerektirir azıcık. Geleceği düşünmekse, nispeten daha kolay. Hele bir de zihninizi kötü ihtimallerden arındırdınız mı, değmeyin gitsin keyfinize, gelsin pembe rüyalar…

Veya zaman kavramına takılmadan sadece bir mekânı düşünmek… Doğduğu ev mesela. İyi de, yazarımız evde doğmamıştı ki. Annesinden duyduğuna göre, dünyaya hastanemsi bir yerde gelmişti. Olmayan bir evi düşlemek; duvarlarındaki çatlaklardan, perdelerdeki ayrıntılara kadar. O evin mutfağında çay demlemek, oturma odasının ısınmadığından şikâyet etmek, kapılarının gıcırtısından artık iyiden iyiye rahatsız olmak.

Ve o evden dışarı bir daha hiç çıkamamak.

*** *** ***

Bilgisayarın başına oturdu. Yok, olmadı. İlk cümle hâlâ yok. Eline kâğıt kalem aldı. Sayfanın kenarına çocukluğundan beri yaptığı aynı tip karalamalar ve bu karalamaları hayranlıkla izlemeler.

Ne yazacaktı, yazdığını başkaları okuyacak mıydı? Mesela, o.

O mu? O da kim? Birisine mi yazacaktı, peki kim? Zor soru, içinden çıkılması güç. Tanıdığı, tanımadığı, gerçek, hayali… Herkesi gözünün önünden geçirmeye kalkıştı bi gayret. Net cevap hâlâ yok ya da aklına gelen cevapları beğenmedi. Sonra vazgeçti.

Yazamayacağına ikna olmuştu artık. Kâğıdı kalemi olduğu yere bıraktı. Sahile inip biraz deniz havası almanın tam sırası. Eğildi, ayakkabılarını bağladı, doğruldu ve sonunda…

Kapının kulpunu tuttuğu an ilk cümleyi bulmuştu işte: “İlk cümleyi yazmakta zorlanıyordu ve bu başına ilk kez gelmiyordu.”